4 August 2009

Hollanda'dan notlar !

Off yaa, tatilin üzerinden 1 ay gecti ve ben ancak yazabiliyorum. Kesin unuttugum seyler de vardir! Ama olsun, aklimda kalanlari yazayim..
Hollanda'yi Belcika kadar detayli gezemedik elbette cünkü sadece haftasonu icin gittik ama yine de cok keyif aldik ve sevdik.
- Tam bir özgürlük sehri.. Tam da anlatildigi gibi.. 172 milletten her türlü insanin rahatca dolastigi, istedigi gibi giyindigi, kafasina göre davrandigi bir sehir.. Yürüdügümüz tüm sokaklarda her 10 adimda mutlaka marihuana kokusuna maruz kaldik.. Coffeeshoplar, Esrar müzeleri, Red Light sokagi ve kadinlari, Gay barlar.. Ne ararsaniz var :)) Gay barlarin kendine ait bayragi var, anliyorsunuz ki orasi gay bar.. Öpüsen gayler ve elele lezbiyenler gördüm bu arada.. :)) Hele su meshur Red Light sokagi.. Insan haliyle sekilli vücutlu ablalar bekliyor ama valla hayal kirikligina ugradim, hem tipsizlerdi hem de aralarinda baya bi pörsümüs teyzeler vardi.. Hele o sokaktan gecerken sana yaptiklari o kurlar, attiklari o bakislar.. amaneeyy.. kalsin, ben almayayim.. :))
Kisacasi herkes cok özgür, isteyen sokak ortasinda icer, ceker, iser.. isteyen red light'a gider seks yapar, kur yapar.. isteyen müzeye gider, dolasir, yemek yer.. isteyen sevgilisiyle nerdeyse sokak ortasinda sevisir.. Böyle bir memleket yani.. Insan ister istemez havaya giriyor ve tüm kaliplarini yikmak, icinden geldigi gibi davranmak istiyor.. Ben sahsen hic dönmek istemedim!
- 172 milletten her türlü insani bir arada görünce ve sürekli ingilizce konusuldugunu duyunca kendimi hic gitmedigim ve bilmedigim halde New York'ta gibi hissettim anlatilanlardan dolayi.. Yani kücük Amerika gibiydi.. Gittigimiz her yerde ingilizcenin bu kadar iyi konusulmasi ve yasli-genc herkesin ana dili gibi bilmesi cok sasirtici ama ayni zamanda da benim icin sevindiriciydi.. Keske gittigimiz her ülkede bu dil böyle iyi konusulsa.. Insan hic sıkıntı cekmez.. :))
- Amsterdam tam bir turizm sehri.. Turizm anlayisi oturmus haliyle. Daha tren garindan iner inmez karsinizda icerisi banka görünümlü bir Tourism info binasi ve gayet bilgili calisanlar var.. Diyelim ki Info binasina girmediniz, e o zaman gönüllü bilgi verebilecek, info tshirtleri giymis insanlar var sokaklarda.. En bayildigim kismi da bu oldu. Kirmizi bir info tshirtü giymis, kafasinda info sapkasi olan bir teyzeye gidecegimiz otelin yerini, mevkisini ve binecegimiz tramvayin numarasini sorduk. Inecegimiz duragimizi bile söyledi. Elinde cok donanimli bir dosya ve icinde ayrintili haritalar vardi. Cok sempatikti ve iyi ingilizce konusuyordu. Tüm sorularimiza cevap aldiktan sonra geriye sadece otele gidip yerlesmek kalmisti.. Hemen akabinde de gezip dolasmak.. Sanki biz bu sehri cok iyi biliyorduk! Insan kendini o derece rahat hissediyor iste tüm bilgileri aldiktan sonra.. Yer, yön bilmek bu acidan cok iyi oluyor. Yasasin gönüllü Info temsilcileri..!
- Tramvaylarini cok sevdik Amsterdam'in. Her tramvayda 2 tane biletci var; biri zaten kullanan kisi, digeri de arkadaki bir bölmede oturuyor. Biletler cesit cesit; ister 24 saatlik bilet al, ister 1 saatlik bilet al, ister yillik.. Ama elindeki her ne tür bilet olursa olsun önce o biletciye kaseletmek durumundasin. Sonra serbestsin.. In, bin.. Ve o biletciler bile herkesi en önce ingilizce karsiliyorlar! O kadar turistik bir sehir, anlayin yani. Tramvaylarda en hosuma giden sey ic dizayniydi. Burdan nasil anlatabilirim bilmiyorum ama söyle söyliyim, yaslilar, sakatlar ve cocuklar cok iyi düsünülmüs.. Özel yerleri var ve kimse o yerlere bizdeki gibi atlamiyor! Keske ic dizaynini fotograflayabilseymisim.. Anlatamadim gerci ama siz anladiniz, biliyorum :)) Puahaaha..
Bindigimiz bir tramvayda hem kullanan kisinin hem de biletcinin Türk oldugunu anlamamiz hic zor olmadi, o derece biyikli, göbekli ve esmerdiler ve tabii ki de türkce konusuyorlardi.. :))
- Sularla kapli, cevrili, kücücük bir sehirde hem bisiklet yollari var hem de otobüs.. Yani tramvayi gectim bi de otobüs yollari var adamlarin. Mesela Volendam'a giderken otobüse bindik, ana yol 3'e ayrilmisti ki kücük de bir yoldu. Araba yolu, otobüs yolu ve bisiklet yolu.. Herkes kendi yolunda rahatca ilerliyordu. Ulasim o kadar rahat ki zaten özel arabalara neredeyse hic gerek yok.. Hele o bisiklet yollarii.. Ah o bisikletliler.. Zaten Belcika olsun, Hollanda olsun en cok bisiklet yüzünden sevdim her iki ülkeyi de.. :)) 80'indeki bir teyzeden tutun da 5 yasindaki bir cocuga kadar herkes her cesit bisiklete biniyor, bundan daha ötesi var mi? :))
- Amsterdam'in göbeginde, merkezinde cok güzel, cok büyük 2 tane park var. Biri Vondelpark, digeri de Rembrandt Park.. Ikisi de birbirinden yesil, birbirinden muazzam.. Biz daha cok Vondelpark'ta takildik. Orasi da bana yine gitmedigim halde Central Park'i animsatti filmlerden bildigim kadariyla.. Insanlar cimenlerin üzerine yayilmis ya kitap okuyor, ya piknik yapiyor, ya bisiklete biniyor, paten kayiyor, ya sarki söylüyor, ya faytonla geziyor, ya uyuyor! Sehrin ortasinda nefes almak icin birebir.. Oksijen yahu.. Her yer sekilli, bicimli ve estetik.. Kücük kücük sulardan bile harika yansimalar var, o derece.. Hayatimda cekemeyecegim kadar güzel yansima fotolari cektim, yani cok net yansidilar.. :))
- Amsterdam'da yapamadigimiz tek sey müzeleri gezememek oldu ne yazik ki.. Zaten haftasonu gittigimiz icin zaman kistiliydi, bir de müze fiyatlari inanilmaz pahaliydi.. Mesela Madame Tussaud's muzeum'a giris 35 Euro'ymus normalde, biz gittigimizde indirimli hali de 21 Euro'ydu.. Varin siz düsünün.. Bi de acayip kuyruk vardi önünde..
- Amsterdam'a ayak bastigimiz an Sırma su'yla karsilasmamiz da unutamayacagim hos bir ani olarak kalacak benim icin. Trenden indik, ve ilk gördügümüz büfede yine 2 euro verecegimiz, Tr'de yüzüne bakmadigim ama orada tadina doyamadigim o güzelim suyumuzla rastlastik. Abuk subuk gazli sularin arasinda en icilir suydu Sirma su.. :))
- Amsterdam'da en cok Leidseplein meydanini sevdim. DAM meydani da güzel ama orasi cok turistikti, Leidseplein ise yasayan bir yer, daha icten, daha halka yönelikti.. Her meydanda oldugu gibi sokak müzisyenleri, sovmenleri, rapcileri vardi.. Herkes sirayla bir gösteri yapiyordu. Biz de baya bi izledik, nasiplendik :)) Bu arada yine kendimce komik buldugum bir aniyi daha paylasayim; Dam meydanini sormak icin yoldaki genc bir kizi durdurdum ve "Sorry, where is the Dam cathedral? " dedim. Dam square diyecegime cathedral dedim, o sira Tolga kafami karistirdi cünkü. Ben böyle sorunca da kizcagiz baya bi saskin, hafif sinirli suratima bakti. Soruyu anlamamis olamazdi, bu iste bir terslik vardi. O anda idrak ettim. Dam kelimesini ingilizce telaffuzla söyledigim ve bir de square yerine cathedral dedigim icin sanki lanet olasica kiliseniz nerde demis gibi oldugumu fark ettim! "Where is the damn cathedral?" :))) Bu aramizda baya bir espri konusu oldu, where is the fucking damn square?.. Bir sekilde varyasyonlarini cogaltabiliriz bu cümlenin.. :))
- Ve son olarak Volendam! Amsterdam'a 1 saat uzaklikta kücük bir kasaba ama ne kasaba, bence baya zengin bir kasaba.. Evler lego evleri gibi, hepsinin bahcesi var, deniz pardon okyanus manzarali olanlari bile var. Yine bisikletler ve bisikletliler her yerde.. Göller, irmaklar, agaclar, yesillik, cimenler, ördekler, köpekler vs... Yani estetik bir köy iste.. Volendam'in yerlileri yerel kiyafetleriyle dolasiyorlardi, belki gittigimiz güne has bir seydi bilmiyorum! Acayip turistik bir yer, yine cok kalabalikti. Volendam'in merkezi degil ama giderken gectigimiz yerlerdeki evlerde aklim kaldi.. Hele otobüsten gördügüm o manzaralar.. Nasil tarif etsem, yani insanlar mutluydu beaa! Mesela gördügüm bir manzara söyleydi; cok gösterisli olmayan ama gayet güzel bir bahceli ev, evin önünde kücücük irmaklar ve cimen. Bahcede baba toprakla ugrasiyor, anne cicekleri suluyor, cocuklar salincakta sallaniyor, köpekler ordan oraya kosturuyor vs.. Yan evdeki komsulari bahcede mangal yapiyor, gülüyorlar, konusuyorlar.. Otobüsten bunlari gördüm vallahi de.. Cok imrendim.. Yani dedim ki, sosyal statünün yüksekligi ve doygunlugu insana ister istemez bir yasam standardi getiriyor. Yani stresin varsa bile Hollanda mimarisiyle, dogasiyla, kafa yapisiyla senin stresini atabilmen icin her seyi sana sunuyor! Bir gün mutlaka gidip görün!


2 comments:

evilstrawberry said...

lam cok guzel yazmissin, aslinda sen national geographic ya da travel channel icin falan calissana :) sen gezer gorersin, yerleri tanitirsin tolga da yemekleri falan tanitir gurme olarak :)
keske gene gelseniz de beraber hollandaya gidip sole bi bi hafta falan kalabilsek.
bu arada tramvaylarla ilgili yazdigin kisima katiliyorum(aslinda hepsine katiliyorum hehehe). hollanda bence tam bi tasarim saheseri. hersey guzel ve her olasilik dusunulerek tasarlanmis yapilmis. belcikaya falan o konuda bin basar yani bence. anacim iste herkes kendi isini yapiyo orda, tasarimcisi tasarim yapiyo, muhendisi muhendislik yapiyo, hersey guzel oluyo o zaman iste.

gülru said...

sevgülün fikri çok hoşşşş, valla trt.deki gezelim görelim eskidi yeterince artık siz bolat çifti olarak bi gezelim-yiyelim yapın:))