16 September 2011

Çek Cumhuriyeti'nden notlar !




Aslinda Cek Cumhuriyeti'ne sevgilimle gittigimizde haziran (24-30) sonuydu ama blog yazma tembelligimden dolayi ancak bugün yazabilecegim gezi gözlemlerimi. Daha önceki bloglarimda oldugu gibi yine maddeler halinde, hatirladigim kadariyla notlar seklinde yazacagim. Ve tüm bu yazacaklarim sadece ve sadece benim gözümden, bana ait olacak. Yani hicbir profesyonellik beklenilmesin, zira tamamen bireysel, sahsa ait gözlemler olacak.. :))


Katarina, benim canim arkadasim, yillardir Prag'a cagirir dururdu beni. Kismet bu yaza imis. Sene basinda 1 yillik schengen vizesini kapmistim, geriye sadece dogru zamanda, dogru plani yapmak kalmisti, fakat sehir degisikligi ve yeni hayata alisma süreci sebebiyle bir türlü istedigim gibi bir plan yapamamistim kafamda. Ne var ki, sagolsun sevgilim bana her konuda destek oldugu gibi; hayallerimi, isteklerimi gerceklestirme konusunda da destek oldu ve biz sevgilimle 6 günlügüne icinde bulundugumuz kaotik hayattan kacip romantik bir sehre dogru yolculuk yaptik. Harika vakit gecirdik. Bize evini acan güzel arkadasim Katarina'yla birlikte doya doya gezdik, tozduk.

- Prag daha ucaktan bakarken bizi salt pastel yesili dogasi ve gri renkli havasiyla karsiladi. Havaalanina indigimizdeyse uzun bir süre ucakta bekletildikten sonra körük cikisinda görevli iki Cek polisi herkesin pasaportunu uzun bir kuyruk olusturarak kontrol etti. Patrick'in Amerikan pasaportu isiltisiyla polisleri de her yerde oldugu gibi cezbetti ve kontrol dahi etmeden hosgeldiniz dediler. Amerikan pasaportunu uzaktan taniyorlar demek ki, bakma geregi bile duymadilar! Bakalim benim yeni dizayn edilmis Türk pasaportum bana da bu kadar kolay hosgeldiniz dedirtecek mi diye icimden gecirirken sira bana geldi ve pasaportum olmasa da icindeki 1 yillik schengen vizem bana da bir tür kolaylik sagladi ve gecisimi hizlandirdi. Ilk asamayi böylelikle gectik. Sira havaalani icindeki asil pasaport kontrol kürsüsü önünde kuyruga girmeye geldi. Ben böyle bir kalabalik daha önce gittigim ülkelerde hic görmedim. Cek görevlilerin agir is yapmalari sebebiyle midir bilmem sanki tüm ucaklar ayni anda inmis gibi kalabalik bir yolcu güruhu vardi ve herkes oflaya poflaya sirasini bekliyordu. Bir de kürsüler ikiye ayrilmisti: Avrupa Birligi vatandaslari ve AB vatandasi olmayanlar. Sans(sizlig)imiz o gün AB vatandasi olmayan yolcularin cokluguydu! Epey bekledikten sonra sira tam bize geldiginde kürsüdeki polisin görev süresi doldu ve hicbir sey söylemeksizin, uyarmaksizin camini kapatti ve kürsüden ayrildi. Biz kalakaldik, tekrardan yeni bir kuyruga girmek zorunda kaldik cünkü görev süresi dolan polisin yerine yenisi gelmedi ! Abartmiyorum, sanirim 1 saatten fazla bir süre sirf vizemizi onaylatmak icin bekledik. Çek cumhuriyeti ve insanlariyla ilgili ilk gözlemim bu acidan pek hos olmadi :)


- Katarina bizi havaalanindan ulasim ve bilet konusunda önceden bilgilendirmisti. Daha ilk günden ülkede ceza yemememiz icin mutlaka bilet almamiz konusunda uyarmisti. Sadece makinelerden bilet alabilecegimizi ve o yüzden yanimizda bozukluk olmasi gerektigini de söylemisti. Tek yapmamiz gereken duraklarin hemen yanibasindaki bilet makinesinden bozuk para karsiligi biletlerimizi bastirtmakti. Fakat söylenenle yasanilan tecrübe her zaman cok kolay örtüsmüyor. Makinelerde tek kelime ingilizce yazmiyordu ve kagit para kabul etmiyordu, hatta attigin bozuk para bilet ücretinden fazlaysa para üstü de vermiyordu, yani zaten biletin tutari kadar bozuk para atmak zorundaydik. Iste bir tür pratiksizlik daha.. Hayir en komigi de makinenin üzerinde bir sürü paragraf cekce yazinin olusu ve turistlerin ve bizim o yazilari anlamaya calismamizdi.. Yine uzunca bir süreyi de o makinelerin basinda gecirdikten sonra bir tane 72 dakikalik, bir tane de 24 saatlik bilet almayi basardik ve sehrin merkezine giden otobüse bindik. Biletleri makineden almak ve yaninizda bulundurmak yine bir anlam tasimiyormus, bir de o biletleri otobüse binince icerideki baska makinelere okutup üzerine tarih ve saat bastirtiyormussun. Eger kontrol oldugunda biletlerde saat ve tarih yoksa cezayi yiyormussun. Neyse ki bunu Katarina sayesinde bildigimiz icin biletlerimizi otobüsteki o cihazlara da okuttuk. Yolculugumuz sirasinda genc bir cocuk sirf bu yüzden cezayi yedi ve görevliyle tartisti. Cekce tartistiklari icin kulagimiza komik geldi; cizt bizt, dizt... Cok enteresan bir dil gercekten..

- Prag bekledigimizden, bildigimizden büyük ve yesili cok olan bir sehirmis. Gectigimiz her yerde mutlaka yesil bir alan, agaclar ve cicekler vardi. Eski dokuyu zaten cok iyi korumuslar. Old town dedikleri turistik bölge zaten gitmeyenin bile resimlerinden görüp de bildigi bir yer ama sehrin turistik olmayan ve pek bilinmeyen taraflari da bir o kadar güzel ve büyüleyiciydi, tarihi ve eski yapilari korunmustu. Avrupa'nin hemen hemen her ülkesinde oldugu gibi sehir ici ulasim Prag'da da harikaydi, sehrin her yerine cok rahat ulasilabiliyordu. 3 Tane metro hatti vardi; A-B-C (Kirmizi, Sari, Yesil). Birbiriyle kesisen hatlardan rahatlikla aktarma yapilabiliyordu. Metrolar ve metro cikislarindaki yürüyen merdivenler gercekten cok hizliydi.. Özellikle Istanbul'un yavas metrolari ve yavas yürüyen merdivenlerinden sonra bize ilac gibi geldi, zaman cok daha keyifli hal aldi.

- Sokaklarda, müzelerde, restoranlarda, cafelerde, alisveris dükkanlarinda hicbir sey ingilizce yazmiyor, sadece cekce yaziyor. Ingilizce bilen Cek vatandasi bile istemezse konusmuyor. Katarina söylerdi hep, Cekler sempatik insanlar degiller diye, gercekten degillermis. Ceklerin ukala ve soguk tavirlarini hic üstüne almamaliymissin, onlarin genel yapilari öyleymis, sahsi bir tavir degilmis. Cekler kendilerini seven ve öven bir milletmis. Kendilerini elestirmeyi pek sevmezlermis. Hakikaten de Katarina'nin tüm bu yorumlarina deneyimlerimle katiliyorum. Cok sikisip da adres veya yer, yön sordugumuz tüm insanciklar ilk önce bön bön suratimiza bakmayi tercih ettiler. Hadi ben Türk'üm, boyum posum, kasim gözüm cok cekici degil onlar icin diyelim, ama Patrick Amerikali olmasina ragmen ona bile kimse ingilizce konusmadi yada ayrica bir sempati göstermedi. Cekler hakikaten cok mesafeliler ve kendi sinirlarinda yasiyorlar. Dünyalarina kolayca dahil olamiyorsun.


- Gittigimiz dönemde gözlemledigim kadariyla daha cok Amerikali ve Japon turistler vardi Prag'da. Türk grup neredeyse hic görmedim, sadece tek tük Türkce konusan bir kac kisi gözüme carpti, o kadar. Gözüme carpanlar ise hic degismeyen bir klasik olarak tabi ki dünyanin neresinde olursaniz olun kasindan, sacindan ve yanindaki sarisin hatundan kolayca anlayabileceginiz flörtöz genc Türk erkekleriydi.. :))


- Prag cok düzenli ve zengin bir sehir. Sokaklar tertemiz, yerde bir tane bile cöp yok! Belediyesi cok caliskan, bizzat sahit olduk, durmaksizin calisiyorlar. Prag'da cafeler, bahceler ve parklar cok. Sehrin hemen hemen her yerinde genis bir bahce yada park var. Ama özellikle bir tanesi vardi ki, Petrin Park, icinde her seyi barindiriyordu ve sehrin en güzel manzarasina sahipti. Büyük bir yamaca kurulu oldugu icin parkin tepesine merdivenlerin disinda fünikülerle de ulasilabiliyordu. Vardiginiz noktada muhetesem bir botanik bahce karsiliyor önce, rengarenk cicekler..








No comments: